nazende'nin dünyası
3/4/2007
-
Ataksi.
ATAKSİ
Ataksi, denge bozukluğuyla ve hareketler arasındaki uyumun bozulmasıyla sonuçlanan bir sinir sistemi hastalığıdır. Hareketler arasındaki uyum, sinir sisteminin değişik bölgelerine bağlı olduğundan, ataksi, çeşitli biçimlerde ve değişik hastalıklar sonucu ortaya çıkabilir. Hareketleri düzenleyen başlıca beden bölümleri, organlardan duyuları taşıyan omurilikteki sinir lifleri, kulaklardaki denge merkezleri, bunları denetleyen beyin sapındaki merkezler ile beyincik ve beyinciğin omurilikle beyin arasındaki sinir bağlantısıdır.
Nedenleri Değişik hastalıklar, koordinasyon sisteminin değişik bölümlerini etkiler. B 12 vitamini eksikliği, kol ve bacakların konumuna ilişkin bilgileri beyne ileten omurilik sinirlerini bozar. Beyinden kaslara bilgi taşıyan sinirler de etkilendiğinden, kol ve bacaklar hem zayıflar, hem de aralarındaki işbirliği bozulur. Bu duruma "sub - akut dejenerasyon" adı verilir. Frengi geçirenlerin bir bölümünde de ataksi görülebilmektedir. Eklem kapsüllerinden gelen sinirlerin omurilik ile birleştikleri bölge etkilenir. "Tabes dorsalis" adı verilen bu durum sonucunda omuriliğin o bölümü işe yaramaz hale gelir. Sinirlerin bozulması yüzünden bilgiler beyne ulaşmadığından, beyindeki merkezler hareketleri belirleyemezler. Omurilikte ya da beyin sapındaki sinir yolları, "multiplskleroz" adlı hastalık nedeniyle iltihaplanırsa, zarar görebilir. Söz konusu hastalık beyinciğin beyin ve omurilikle bağlantısını bozduğundan ataksiye yol açar.
Kulaktaki denge merkezleri ise, virüs ve bakteri enfeksiyonlarından etkilenebilirler. Böyle bir durumda merkezlere başın durumunu bildiren bilgilerin iletiminde bozukluk, yani ataksi olur. Kulaktaki denge sistemi alıcıları zarar görmüşse, beyindeki merkezler kısa bir süre sonra yanlış sinyalleri düzeltmeye başlayacaklarından ataksi kısa sürer. Buna karşılık, denge sinyallerini değerlendiren beyin sapı merkezlerindeki bozukluğun etkisi, çok daha uzun sürelidir. Bu merkezler kan dolaşımının bozulması, beyin tabanındaki tümörlerin baskısı ya da iltihaplı bir hastalık sonucu da zarar görebilirler. Beyinciğin çeşitli nedenlerle zarar görmesi koordinasyon bozukluğu yapar. Tiroit yetersizliği, kronik (uzun süren) alkolizm beyinciğe zarar verir; alkol de sarhoşluk olarak bilinen, kısa süreli ataksiye yol açar. Tüm denge sistemi, özellikle de beyincik, ilaçlardan doğacak zararlara karşı çok duyarlıdır. Bazı beyincik tümörleri ise kendilerini, hareketler arasındaki birliğin bozulmasıyla belli ederler. Bazı ailelerde doğuştan görülen bir sinir hastalığı, sinirlerde yavaş ilerleyen bir bozukluğa ve buna paralel olarak zamanla artan ataksiye yol açar. Bu tür kalıtsal ataksilerin bazıları doğuştan iskelet bozuklukları ile birlikte görülür.
Belirtiler Değişik nedenler ya apansızın ortaya çıkar ya da yavaş ilerleyen değişik belirtiler yapar. Neden, kronik enfeksiyon ya da hormon ve vitamin yetersizliği ise belirtilerin ortaya çıkması aylar, hatta yıllar sürebilir. Buna karşılık dolaşım bozukluğunda ataksi birdenbire ortaya çıkar. Organlardan omuriliğe gelen sinirlerin zarar görmesi "duysal ataksi"ye neden olur. Hastalar ayaklarını sağlam basmak için yere vururcasına yürürler. Ayaklarının yerini belirlemek için yere bakmaları gerekir; gözleri kapatılırsa takılıp düşerler.
Beyincikteki bozukluklardan kaynaklanan atakside ise, yürüyüş biçimi değişiktir. Kişi ayaklarını iyice açıp, ördek gibi iki yana sallanarak yürür, gözleri kapatılsa da yürüyüşünde önemli bir değişiklik olmaz. Bir başka ataksi türü de hareketler arasındaki birliğin gittikçe bozulduğu ve özellikle bir şey yapmak istenildiğinde titreme biçiminde kendini gösteren entansiyonal tremordur. Hastanın eli tutmak istediği cisme yaklaştıkça titremeye başlar ve denetimli hareket etmesi son derece güçleşir.
Tedavi Tedavi, hastalığa yol açan nedene göre uygulanır. Bazı ataksi türleri antibiyotikle tedavi edilir, bazıları içinse ameliyat gerekebilir. Bir yetersizlik söz konusu ise eksik olan horman ya da vitamin verilerek ataksi düzeltilir. İyileşme genellikle hastalığın saptandığı döneme ve uygulanan tedaviye bağlıdır. |
Yorum (
1
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/4/2007
-
İNTİHAR
İNTİHAR
İnsanlık tarihi kadar eski bir davranış bozukluğu olan intihar davranışının insanlık tarihi kadar eski de bir reddedilişi ve kabul edilemezliği vardır. Çağlar boyunca hiçbir toplum intihara geçerli görmemiştir ve hiçbir inanç sisteminde de yoktur.
İntihar bireyin kendi yaşamına son vermesi olduğu kadar tam uç noktada bir davranış bozukluğu, tam bir belirsizlikler topluluğu, kararlılıkla kararsızlık arasındaki ince bir çizgidir. Yaşam ve varolma mücadelesinin tam zıttıdır. Yaşamamaya karar veren birey değişik yollarla yaşamına son verir ve aslında bu hiçbir şeyin de çözümü değildir, Bunu muhakeme edememek ise yaşanılan çaresizliğin şiddetiyle ilgilidir.
Kişiyi intihara pek çok neden sürükleyebilir, ya da kişinin kararı o kadar nettir ki intihar için her şey bahane olabilir. Yaşam karşısında sürekli çözümsüz kalma, bu çözümsüzlükleri yaratma, yarattığı çözümsüzlüklerde boğulma sonucu kendince hayata karşı verdikleri çok sert bir yanıttır intihar edenlerin....
Aslında hiçbir şey çözümsüz değildir. Hiçbir şey insan hayatı kadar değerli ve anlamlı değildir. İntihar en son çözüm bile değildir.
Yapılan araştırmalar intihar olgusuyla ilgili bazı istatistikleri paylaşmak isterim. İntihar vakalarında en önemli sebepler; ekonomik bunalımlar, sefalet,işsizlik, iflas, ödenemeyen borçlar, eşinden boşanma, sevgiliden ayrılma, aile içi baskı ve şiddet, toplumsal baskı, töre baskısı, ağır bir hastalığın pençesine düşme, tecavüze uğrama, uyuşturucu bir madde kullanma... olarak sıralanmaktadır. İntiharda en riskli yaş grubu 16-35 yaş arası olmakla birlikte ortalama yaş 28 civarlarındadır. İntiharda en çok kullanılan yöntemler; yüksek bir yerden kendini boşluğa bırakma, kesici bir aletle damarlarını kesme, yüksek doz ve miktarda hap yutma, yüksek dozda uyuşturucu madde alma, kendini asma, hızla gelen bir aracın altına bilinçli olarak kendini atma... şeklinde sıralanmaktadır.
Daha çok küçük yaşlarda çocuklarımıza karşılaşacakları sorunları anlatmayarak ve alternatif çözümler üretmelerine yol göstermeyerek, başlarına gelen kötü durumları üstlenerek ve sürekli onları sahiplenerek toplum ebeveynleri olarak en başta gelen hatamız öncelikle. Bununla beraber çok kollayıcı ve baskıcı tutum zayıf karakter oluşumunda çok başta gelen bir sebeptir. Çocuk yetiştirirken bu hatalara düşülmemesi öncelikli tavsiyemdir. Gençlerle sorunlarını arkadaş gibi konuşun. Şiddete değil anlayışa başvurun.
İntihar etme teşebbüsünde bulunup hayata tekrar dönen bireylere acıyarak ve üstüne düşerek değil anlayarak ve tekrarlamasını engellemeye çalışarak davranmalıyız.
Son olarak ekleyeceklerim; intihar tüm toplumlarda görülen bir yaradır. İnsanlık olarak yaşanabilir bir dünya kurmaya çevremizdekileri sevmeye ve saymaya ve anlamaya çabalamalıyız, her birimiz tek bir kişinin elinden tutsak hayat daha çok yaşamaya değer bir hal alacaktır. Saygılarımla.
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
3/4/2007
-
Çocukluk Depresyonu
Çocukluk Depresyonu
Depresyon yaşayan çocuk daha mutsuz oluyor, neşesi kaçıyor, gündelik yaşantısında isteksiz veya verimsiz oluyor...
Çocuklar hem ekonomik, hem de sosyal açıdan ailenin kontrolü altında olmaları nedeniyle, üstelik yaşı küçük olanların kendilerini ifade etmelerindeki güçlükleri nedeniyle, öncelikle anne babaların veya çocuğu yetiştirmekle yükümlü olanların çocukta bir problem olup olmadığı konusunda uyanık bulunmaları gerekmektedir...
Birçok hastalığın da bilinen başlama yaşının ergenlik çağlarıdır. "Anne babalar ve çocuğun yakın çevresi çocuktaki problemi fark etseler bile; yalnızca problemin kendisine odaklanıyorlar; ders çalışmama, tırnak yeme gibi. Tek probleme yoğunlaşmak aile ile çocuk arasındaki çatışmayı daha da arttırıp çocuğu da olumsuz etkileyebiliyor."
Çocuk sorumluluktan kaçar
Çocuklarda depresyonun hangi belirtilerle ortaya çıktığını ve çocukta gözlenen davranış farklılıklarını ise şöyle özetledi: "Öncelikle depresyonu genel hatları ile özetleyecek olursak; kişi zamanının çoğunda mutsuzdur, üzgündür, önceden keyifle veya kolaylıkla yapabildiği aktivite veya sorumluluklardan kaçmaya başlar, uyku ve iştah düzeni bozulur, motivasyon azlığı nedeni ile dalgınlık, unutkanlık, dikkatsizlik, ölüm düşünceleri geçer aklından, ruhsal ve fiziksel huzursuzluğu dışardan bile gözlenebilir, kendine güvensizlik,hatta yetersizliğin getirdiği suçluluk duyguları yaşanır.
Çocuklar da bu belirtileri gösterirler ancak çocuğun gelişim özellikleri ve sosyal ilişkilerine bağlı olarak farklı belirtiler de klinik tabloda görülebilir. Küçük çocuklarda ifade becerisi zayıf olduğu için daha çok davranış problemleri ile karşımıza çıkarlar. Genellikle anne babalarının kontrolü altında olduklarından; klinik öykü de anne babanın bakışı tarafından şekillenir.
Tedavide işbirliği şart
Ergenlik çağındaki bir çocukta gündelik sorumlulukları savsaklama, okuldan soğuma şeklinde tarifler görülebilir. Tabii ki bunlar sınırlı örnekler."
Çocuklarda depresyonun tedavisinde bireysel tedaviyle birlikte çocuğun sosyal destek sistemleri üzerinde de çalışılması gerektiğinin altını çizilmesi gerekir. Aile danışmanlığı ve gerektiğinde aile terapisi yöntemleri ile anne babalar ve tüm aile çalışılır; ailedeki diğer bireylerde var olan ruhsal sorunların da tedavisi plânlanır. Çocuğun okul yaşamındaki zorluklarına yönelik olarak okulla işbirliği de tedavide mutlaka düşünülmelidir.
Uzm.Dr.Ahmet Çevikaslan
|
Yorum (
yok
) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|